|
Mustafa
Kemal Paşa, 5 Temmuz 1919'da yakın arkadaşları ile bir toplantı yaptı.
Toplantı-ya Karabekir Paşa, Rauf Bey, Eski Vali Münir, Süreyya, Ordu
Müfettişliği Kurmay Başkanı Kazım, Kurmay Binbaşı Hüsrev, Binbaşı Refik,
M.Müfit Beyler katılmışlardı. Toplantıda bulunanlar, Mustafa Kemal Paşa' ya
sonuna kadar yardım edeceklerine, onu lider olarak kabul ettiklerine dair söz
verdiler.
Ermeni Meselesi
1.Dünya Savaşında Erzurum, istilacı Çarlık Rus Ordusunun ilk hedefi
üzerindeydi. Osmanlı Ordularının hezimeti üzerine, önlerinde ciddi bir engel
görmeyen Rus Ordusu, General Yudeniç'in komutasında Erzurum'a doğru ilerledi.
Erzurum 16 Şubat 1916 da Ruslar tarafından işgal edildi. 1917 yılında
Rusya'da Çarlık rejimi yıkılmış, Bolşevikler ülkede duruma el koymuşlardır.
Rusya'da bu yönetim değişikliği üzerine Ruslar, işgal ettikleri Doğu Anadolu
Bölgesini boşaltarak ülkelerine dönmeye başlamışlardır. Ancak Doğu Anadolu'da
Ermenistan hayaliyle yaşayan Ermeniler süratle silahlanarak, Erzurum ve
çevresinde soykırıma giriştiler. Erzurum Rus II. Topçu Kale Komutanı olan
Twerdo Khlebov, Ermenilerin bu kanlı hareketlerine sadece seyirci kaldı.
Erzurum ve çevresinde Türklere uygulanan soykırımı Taşnak Generali Antranik
yönetmiştir. 2 Mart 1918 tarihinde Erzurum Merkez Kumandanlığına tayin olunan
General Antranik Alaca, Tepeköy. Ilıca, Yeşil yayla katliamlarında aktif rol
oynamış, binlerce insanın hayatına acımasızca son verdirmiştir. Ayrıca
Erzurum ve çevresindeki Türk soykırımında Fransız asıllı Ermeni Albayı Morel,
Divan-ı Harp üyesi Sohumyan, Muratyan, Dr. Azeryef ve Dr. Karakin
Pastırmacıyan görev almışlardı.
1918 yılının Şubat ve Mart aylarında bu tarihi şehir insanıyla,
medeniyetiyle, kültür varlıklarıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyordu. Şehrin
her mahalle ve şose yollarında, çarşılarda Ermeni çete noktaları kurulmuştu.
Yol yaptırmak bahanesiyle toplu halde götürülen insanlar Kars kapı ve Yanık
dere bölgelerinde, senelerce ekmeğini bölüştüğü Ermeni canileri tarafından
şehit edilmişlerdir.
Sonra Erzurum Garnizonlarında bulunan Ermeni askerleri evlere saldırarak
yağma, öldürme, ırza geçme gibi muameleleri yapmaya başlamışlardır. Erzurum'a
giren Türk birlikleri şehir içinde 2127 şehit defnetmişler, ayrıca Kars
kapıda da 250 ceset bulmuşlardır. Türk-Ermeni ilişkilerini tarihi perspektif
içerisinde incelediğimizde, bölgede Türk insanıyla birlikte yaşamış, kapı
komşusu olmuş Ermeni'nin ihaneti açıkça ortadadır. Milleti Sadıka diye
adlandırılan Ermenilerin Aşkale, Tazegül, Cinis, Alaca, Ilıca, Tepeköy, Erzurum-Merkezde;
Yanık dere, Kars kapı, Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa konakları, Yakutiye
Kışla hamamı, Yeşil yayla, Hasankale-Tımar, Köprüköy, Horasan da yaptıkları
insanlık dışı katliamlar sonunda Türk Milleti'nin hafızasında "Yerli
Gavur" olarak unutulmayacak bir iz bırakmıştır.
Kazım Karabekir Paşa, 12 Mart sabahım şöyle dile getiriyordu:
"Erzurum'da halk göz yaşları içinde kimi babasını, kimi karışım yakılmış
yada süngülenmiş buluyor, saçlarım yoluyordu, sokaklarda canlılıktan bir iz
bile kalmamıştı. Yerlerde çocuk, kadın ve yaşlılar kanlar içinde
yatıyordu." Ermenilerin yalnız son gece (11-12 Mart 1918) 3000 Müslüman
Türk'ü öldürdüklerini, Erzurum'daki Rus Yarbayı Twerdo- Khelebof anılarında
ifade etmiştir. "Demiryolu istasyonun da sanki bir mezarlık ölülerini
dışarıya çıkarmıştı. Cenazeler arasından geçerek feci duruma gözlerimizle
şahit olduk. Bilhassa Tahtacılar semtinde karşılıklı yer alan Osman Ağa ve
Mürsel Paşa konaklarına doldurulup yakılan ve katledilen Erzurumlular insanı
titrediyordu."
Erzurum'da resmi belgelere göre 9563 yerli Türk ahali Taşnak Ermeni çeteleri
tarafından şehit edilmiştir.
12 Mart 1918 günü Türkün kalbi olan Erzurum'un esaretten hürriyete, ölümden
hayata kavuştuğu bir gündür. 12 Mart 1918 de Türk Hükümeti, Doğuda ki güzel
toprakları, yüksek dağları mert kanıyla sulayarak, düşmana göğüs geren
Erzurum'u karanlık bir günden kurtardığının yıl dönümüdür.
12 Mart 1918 tarihi Erzurum kalesinin beklediği kutsal sabahtır. 84 yıl önce
bir 12 Martta zamanın saygısı altında kalan, hatırladıkça kanayan bir yara
içimizi sızlatır, sevincimizi göz yaşlarımızın ıslaklığı, mutluluğu
kederimizin hüznü, Hürriyetimizde kanımızın pahası, yaşamımızda Türk olmanın
gururu, bayrağımızda varlığımızın manası vardır ve saklıdır, işte 12 Mart
kutlu günümüzün bizlere hatırlattıkları bu duygu ve fikirlerdir.
ERZURUM_KONGRESİ-(23_TEMMUZ-7_AĞUSTOS_1919)
Erzurum Kongresi, I. Dünya Savaşı’nın uğursuzluğunu acımasız maddeleri ile
tamamlayan Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) uygulanmaya başlandığı
tarihlere rastlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun imzalamak zorunda kaldığı
mütarekenin 24. Maddesi: “Vilâyat-ı Sitte’de karışıklık çıktığı takdirde, bu
vilâyetlerin herhangi bir kısmının işgal hakkını İtilâf Devletleri muhafaza
ederler” şeklinde düzenlenmişti. Söz konusu vilâyetler: Erzurum, Van, Bitlis,
Elazığ, Diyarbakır ve Sivas vilâyetleridir ve mütareke belgesinin İngilizce
olan metninde bu vilâyetler “Ermeni Vilâyetleri” olarak ifade edilmiştir. Bu
durum, öteden beri varlığı hissedilen Ermeni tehlikesini tekrar gündeme
getirmiş ve meseleye yönelik duyarlılık ilk olarak kendini, İstanbul’da,
“Vilâyat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti”nin kurulmasıyla
göstermiştir.(Aralık 1918) Daha sonra Mart 1919’da Erzurum’da bu cemiyetin
bir şubesinin açılmasıyla beraber bölgedeki teşkilatlanmanın öncülüğü
yapılmış, bundan sonra Erzurum, Milli Mücadele’nin temellerinin atıldığı
önemli merkezlerden biri haline gelmiştir. Şehrin Ermenilere verileceği
söylentileri bir panik havası yaratmış, bu ortamda halk cemiyete sıkı sıkıya
bağlanıp bölgenin ve vatanın kurtuluşu için çare yolları aramaya başlamıştır.
Bu süreç içerisinde toplanan Erzurum Kongresi, savaşlar, antlaşmalar ve
mücadelelerle uzayıp gelen tarih zincirinin önemli bir halkasını
oluşturmuştur.
Kongre, Erzurum Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ile Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı
Milliye Cemiyetlerinin ortak girişimleriyle 23 Temmuz (Çarşamba) – 7 Ağustos
(Perşembe) 1919 tarihleri arasında Nutuk’ta belirtildiği gibi çalışmalarını
14 günde tamamlamıştır. Mustafa Kemal ve Rauf Beyler’in Kongreye Erzurum
(merkez) delegeleri olarak katılabilmeleri için Emekli Binbaşı Kazım
(Yurdalan) ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucularından Cevat (Dursunoğlu)
Bey, delegelik haklarından vazgeçmişlerdir.
Kongrenin ilk günü yapılan oylama ile Mustafa Kemal Paşa, Kongre başkanı
seçilmiştir. Mustafa Kemal yaptığı açılış konuşmasında, Osmanlı Devleti’nin
içinde bulunduğu durumu, dünyanın çeşitli yerlerinde milli bağımsızlık uğruna
yapılan mücadeleleri anlatarak bağımsız, milli bir iradenin Anadolu’dan
çıkacağını ve bunun millete dayanması gerektiğini belirtmiştir. Yoğun
çalışmalardan sonra 7 Ağustos’a kadar süren kongre, aynı gün Heyet-i
Temsiliye seçimlerini yapmış, 9 kişilik heyetin başına Mustafa Kemal
getirilmiştir. Böylece milli mücadelenin ilk siyasi kuruluşu da
oluşturulmuştur.
Kongre sonunda yayınlanan beyannamenin giriş kısmında: Aydın Vilâyetinde
Yunanlıların, Kafkasya’da Ermenilerin, Karadeniz’de Rumların Müslüman ahaliye
yaptığı zulümlerden, milleti parçalanma tehlikesi karşısında gören Doğu
Anadolu halkının kurduğu cemiyetler vasıtasıyla Erzurum Kongresi’ne
katıldığından ve kongrenin yayınlanan kararları aldığından bahsedilmiştir.
Kongrede alınan kararlar şu şekilde özetlenebilir: Milli sınırlar içinde
vatan bir bütündür ayrılık kabul edilemez; İşgal ve müdahaleler sonucu
Osmanlı Devletinin dağılması halinde millet tek vücut olarak yurdunu
savunacaktır; Vatanın bağımsızlığını korumaya İstanbul Hükümeti’nin gücü
yetmediği takdirde, geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet milli kongre
tarafından seçilecektir; Kongre toplantıda değilse bunu Heyet-i Temsiliye
üstlenecektir; Kuvâ-yı Miliyeyi etken ve milli iradeyi hakim kılmak esastır;
Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak
ayrıcalıklar verilemez; Manda ve himaye kabul edilemez; Milli Meclis’in hemen
toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak
için çalışılacaktır.
Erzurum Kongresi’nin amacı, sadece doğu bölgesinin bütünlüğü değil, 30 Ekim
1918’deki sınırıyla “Vatanın bütünlüğü” idi. Bağımsızlık ise, yine bütün Türk
milletinindi. Bu gayenin ilk adımı Erzurum Kongresi’nde atıldı.
Kongrenin kabul ettiği kararları, belirlediği hedefleri, çizdiği stratejiyi
iyi tahlil etmek gerekir. Kongrenin benimsediği hedefler, Türk Milli mücadelesinin
de gerçekleştirmeye çalıştığı milli hedeflerdir. Milli Mücadele hareketinin
siyasal temeli olan “hukuk-ı milliye” ilk olarak bu kongrede dile
getirilmiştir. Kongrenin kabul ettiği kararlar ise milli bağımsızlık
savaşımızın programı olarak ele alınmış, belirlediği hedefler
gerçekleştirilmiştir. 28 Ocak 1920’de Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Misâk-ı
Milli adıyla kabul edilip, 17 Şubat 1920’de bütün dünyaya ilân edilen
programın esasları Erzurum’da, bu kongrede belirlenmiştir. Kongre, temsil
ettiği fikir ve prensiplerle, sağladığı yetkiler bakımından Milli Mücadele
hareketinin tarihi bir hareket ve çıkış noktasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün
ifadesiyle; “Tarih şüphesiz bu kongreyi ender ve büyük bir eser sayarak
bağrına basacaktır.”
|